Bengu
New member
- Katılım
- 12 Mar 2024
- Mesajlar
- 464
- Puanları
- 0
Merhaba arkadaşlar,
son zamanlarda forumda ve sosyal medyada sıkça karşılaştığım bir kavram var: “ofans yapmak.” Kimi zaman bir tartışmanın ortasında, kimi zaman gündelik bir espri sonrası karşımıza çıkıyor. Peki gerçekten ne demek bu? Neden bazı sözler ya da davranışlar bir toplumda “normal” kabul edilirken başka bir yerde kırıcı, hatta saldırgan algılanabiliyor? Bu başlıkta, ofans kavramını farklı kültürler ve toplumlar açısından ele alarak birlikte düşünmeye davet etmek istiyorum.
Ofans Yapmak Ne Demektir? Temel Tanım
“Ofans yapmak”, en yalın hâliyle bir kişi ya da grubun değerlerine, kimliğine, inançlarına veya hassasiyetlerine zarar verici, küçümseyici ya da dışlayıcı bir tutum sergilemek anlamına gelir. Bu bazen bilinçli bir saldırı, bazen de farkında olmadan söylenen bir söz olabilir. Sosyoloji literatüründe bu durum, sembolik şiddet (Pierre Bourdieu) ya da mikroagresyon (Derald Wing Sue) kavramlarıyla da açıklanır. Yani ofans, sadece yüksek sesli hakaretler değil; ima, şaka, görmezden gelme ya da klişelerle de ortaya çıkabilir.
Kültür ve Ofans: Neden Her Yerde Aynı Değil?
Kültür, neyin kabul edilebilir neyin kabul edilemez olduğunu belirleyen görünmez bir çerçeve sunar. Örneğin ABD gibi bireyci toplumlarda ifade özgürlüğü çok güçlü bir değerken, bu özgürlük başkalarını incitme pahasına kullanıldığında yoğun tartışmalar doğar. Avrupa’da özellikle Almanya ve Fransa’da tarihsel travmalar (Nazizm, sömürgecilik) bazı söylemleri son derece hassas hâle getirmiştir. Aynı kelime, farklı bir tarihsel arka plan nedeniyle çok daha ağır bir anlam kazanabilir.
Türkiye gibi daha kolektivist toplumlarda ise ofans çoğu zaman bireysel kimlikten ziyade aile, din, millet gibi kolektif değerlere yönelmiş algılanır. Bir kişiye yönelik söz, “bize” yapılmış gibi hissedilebilir. Bu da tepkilerin neden zaman zaman sertleştiğini açıklar.
Küresel Dinamikler: Sosyal Medya ve Çarpışan Hassasiyetler
Küreselleşme ve sosyal medya, ofans kavramını daha karmaşık hâle getirdi. Twitter/X, Instagram ya da forumlar aracılığıyla farklı kültürlerden insanlar aynı anda iletişim kuruyor. Japonya’da dolaylı ve nazik iletişim normalken, Hollanda’da doğrudanlık dürüstlük göstergesi sayılabiliyor. Bu iki tarz bir araya geldiğinde, biri diğerini kaba ya da samimiyetsiz bulabiliyor.
Burada küresel bir soru ortaya çıkıyor: Evrensel bir “ofans ölçütü” mümkün mü, yoksa her toplum kendi sınırlarını mı çizmek zorunda?
Toplumsal Cinsiyet Perspektifi: Klişelere Düşmeden
Araştırmalar, erkeklerin sosyal hayatta daha çok bireysel başarı, statü ve rekabet üzerinden kendilerini ifade etmeye yöneldiğini; kadınların ise ilişkisel bağlara, toplumsal uyuma ve kültürel etkilere daha duyarlı olabildiğini gösteriyor (Carol Gilligan, In a Different Voice). Bu fark, ofans algısında da kendini gösterebiliyor.
Örneğin bir erkek için “sert eleştiri” yapıcı bir meydan okuma gibi algılanabilirken, aynı durum bir kadın tarafından ilişkisel bağa zarar veren bir davranış olarak hissedilebilir. Burada önemli olan, bunu biyolojik ya da değişmez bir fark gibi sunmak değil; sosyal rollerin ve kültürel beklentilerin algılarımızı nasıl şekillendirdiğini görmek. Hepimiz, içinde büyüdüğümüz çevrenin izlerini taşıyoruz.
Farklı Kültürlerden Somut Örnekler
– ABD: Irk, cinsiyet ve kimlik temelli söylemler yüksek hassasiyet taşır. “Sadece şakaydı” savunması çoğu zaman kabul görmez.
– Japonya: Yüz kaybı (loss of face) kavramı çok önemlidir. Birini herkesin içinde eleştirmek, ağır bir ofans sayılabilir.
– Orta Doğu: Dinî semboller ve kutsallar, ofans çizgisinin merkezindedir. Batı’da ifade özgürlüğü olarak görülen bir karikatür, burada derin bir saygısızlık olarak algılanabilir.
– İskandinav ülkeleri: Eşitlik vurgusu çok güçlüdür; cinsiyetçi ya da hiyerarşik dil hızlıca ofans olarak etiketlenir.
Bu örnekler şunu gösteriyor: Ofans, niyetten çok bağlamla ilgilidir.
Benim Deneyimim ve Güvenilir Kaynaklar
Farklı ülkelerden insanlarla aynı projede çalıştığım dönemlerde, en masum sandığım ifadelerin bile beklemediğim tepkiler doğurduğunu gördüm. Bu deneyimler, beni Hofstede’nin kültürel boyutlar teorisine ve sosyal psikoloji literatürüne yöneltti. Akademik çalışmalar, empati kurmanın ve bağlamı anlamanın çatışmaları ciddi ölçüde azalttığını söylüyor.
Kaynak olarak sıkça başvurulan bazı çalışmalar:
– Geert Hofstede, Cultures and Organizations
– Derald Wing Sue, Microaggressions in Everyday Life
– Pierre Bourdieu, Language and Symbolic Power
Düşündüren Sorular
– Bir söz ofansifse, bunu belirleyen söyleyen mi yoksa duyan mı?
– Kültürel hassasiyetlere saygı, ifade özgürlüğünü ne ölçüde sınırlandırmalı?
– Kendi toplumumuzda “normal” olan bir davranışın başka bir yerde incitici olabileceğini ne kadar hesaba katıyoruz?
Sonuç olarak, ofans yapmak tek bir tanıma sığmayan, kültür, tarih, toplumsal cinsiyet ve kişisel deneyimlerle şekillenen çok katmanlı bir mesele. Belki de en sağlıklı yaklaşım, haklı çıkmaya çalışmaktan ziyade anlamaya çalışmak. Forumda bu konudaki farklı bakış açılarını duymak, hepimiz için ufuk açıcı olabilir.
son zamanlarda forumda ve sosyal medyada sıkça karşılaştığım bir kavram var: “ofans yapmak.” Kimi zaman bir tartışmanın ortasında, kimi zaman gündelik bir espri sonrası karşımıza çıkıyor. Peki gerçekten ne demek bu? Neden bazı sözler ya da davranışlar bir toplumda “normal” kabul edilirken başka bir yerde kırıcı, hatta saldırgan algılanabiliyor? Bu başlıkta, ofans kavramını farklı kültürler ve toplumlar açısından ele alarak birlikte düşünmeye davet etmek istiyorum.
Ofans Yapmak Ne Demektir? Temel Tanım
“Ofans yapmak”, en yalın hâliyle bir kişi ya da grubun değerlerine, kimliğine, inançlarına veya hassasiyetlerine zarar verici, küçümseyici ya da dışlayıcı bir tutum sergilemek anlamına gelir. Bu bazen bilinçli bir saldırı, bazen de farkında olmadan söylenen bir söz olabilir. Sosyoloji literatüründe bu durum, sembolik şiddet (Pierre Bourdieu) ya da mikroagresyon (Derald Wing Sue) kavramlarıyla da açıklanır. Yani ofans, sadece yüksek sesli hakaretler değil; ima, şaka, görmezden gelme ya da klişelerle de ortaya çıkabilir.
Kültür ve Ofans: Neden Her Yerde Aynı Değil?
Kültür, neyin kabul edilebilir neyin kabul edilemez olduğunu belirleyen görünmez bir çerçeve sunar. Örneğin ABD gibi bireyci toplumlarda ifade özgürlüğü çok güçlü bir değerken, bu özgürlük başkalarını incitme pahasına kullanıldığında yoğun tartışmalar doğar. Avrupa’da özellikle Almanya ve Fransa’da tarihsel travmalar (Nazizm, sömürgecilik) bazı söylemleri son derece hassas hâle getirmiştir. Aynı kelime, farklı bir tarihsel arka plan nedeniyle çok daha ağır bir anlam kazanabilir.
Türkiye gibi daha kolektivist toplumlarda ise ofans çoğu zaman bireysel kimlikten ziyade aile, din, millet gibi kolektif değerlere yönelmiş algılanır. Bir kişiye yönelik söz, “bize” yapılmış gibi hissedilebilir. Bu da tepkilerin neden zaman zaman sertleştiğini açıklar.
Küresel Dinamikler: Sosyal Medya ve Çarpışan Hassasiyetler
Küreselleşme ve sosyal medya, ofans kavramını daha karmaşık hâle getirdi. Twitter/X, Instagram ya da forumlar aracılığıyla farklı kültürlerden insanlar aynı anda iletişim kuruyor. Japonya’da dolaylı ve nazik iletişim normalken, Hollanda’da doğrudanlık dürüstlük göstergesi sayılabiliyor. Bu iki tarz bir araya geldiğinde, biri diğerini kaba ya da samimiyetsiz bulabiliyor.
Burada küresel bir soru ortaya çıkıyor: Evrensel bir “ofans ölçütü” mümkün mü, yoksa her toplum kendi sınırlarını mı çizmek zorunda?
Toplumsal Cinsiyet Perspektifi: Klişelere Düşmeden
Araştırmalar, erkeklerin sosyal hayatta daha çok bireysel başarı, statü ve rekabet üzerinden kendilerini ifade etmeye yöneldiğini; kadınların ise ilişkisel bağlara, toplumsal uyuma ve kültürel etkilere daha duyarlı olabildiğini gösteriyor (Carol Gilligan, In a Different Voice). Bu fark, ofans algısında da kendini gösterebiliyor.
Örneğin bir erkek için “sert eleştiri” yapıcı bir meydan okuma gibi algılanabilirken, aynı durum bir kadın tarafından ilişkisel bağa zarar veren bir davranış olarak hissedilebilir. Burada önemli olan, bunu biyolojik ya da değişmez bir fark gibi sunmak değil; sosyal rollerin ve kültürel beklentilerin algılarımızı nasıl şekillendirdiğini görmek. Hepimiz, içinde büyüdüğümüz çevrenin izlerini taşıyoruz.
Farklı Kültürlerden Somut Örnekler
– ABD: Irk, cinsiyet ve kimlik temelli söylemler yüksek hassasiyet taşır. “Sadece şakaydı” savunması çoğu zaman kabul görmez.
– Japonya: Yüz kaybı (loss of face) kavramı çok önemlidir. Birini herkesin içinde eleştirmek, ağır bir ofans sayılabilir.
– Orta Doğu: Dinî semboller ve kutsallar, ofans çizgisinin merkezindedir. Batı’da ifade özgürlüğü olarak görülen bir karikatür, burada derin bir saygısızlık olarak algılanabilir.
– İskandinav ülkeleri: Eşitlik vurgusu çok güçlüdür; cinsiyetçi ya da hiyerarşik dil hızlıca ofans olarak etiketlenir.
Bu örnekler şunu gösteriyor: Ofans, niyetten çok bağlamla ilgilidir.
Benim Deneyimim ve Güvenilir Kaynaklar
Farklı ülkelerden insanlarla aynı projede çalıştığım dönemlerde, en masum sandığım ifadelerin bile beklemediğim tepkiler doğurduğunu gördüm. Bu deneyimler, beni Hofstede’nin kültürel boyutlar teorisine ve sosyal psikoloji literatürüne yöneltti. Akademik çalışmalar, empati kurmanın ve bağlamı anlamanın çatışmaları ciddi ölçüde azalttığını söylüyor.
Kaynak olarak sıkça başvurulan bazı çalışmalar:
– Geert Hofstede, Cultures and Organizations
– Derald Wing Sue, Microaggressions in Everyday Life
– Pierre Bourdieu, Language and Symbolic Power
Düşündüren Sorular
– Bir söz ofansifse, bunu belirleyen söyleyen mi yoksa duyan mı?
– Kültürel hassasiyetlere saygı, ifade özgürlüğünü ne ölçüde sınırlandırmalı?
– Kendi toplumumuzda “normal” olan bir davranışın başka bir yerde incitici olabileceğini ne kadar hesaba katıyoruz?
Sonuç olarak, ofans yapmak tek bir tanıma sığmayan, kültür, tarih, toplumsal cinsiyet ve kişisel deneyimlerle şekillenen çok katmanlı bir mesele. Belki de en sağlıklı yaklaşım, haklı çıkmaya çalışmaktan ziyade anlamaya çalışmak. Forumda bu konudaki farklı bakış açılarını duymak, hepimiz için ufuk açıcı olabilir.