El Mâlik ne demek ?

Selin

New member
Katılım
9 Mar 2024
Mesajlar
985
Puanları
0
El-Mâlik Ne Demek? Kelimenin Kökeninden Günümüzdeki Anlamına Uzanan Ayrıntılı Bir Bakış

Bir kelimeye bazen ilk baktığımızda anlamı oldukça basit görünür. “El-Mâlik” de bunlardan biri. İlk akla gelen karşılığı “sahip olan”, “mülk sahibi” ya da “hükmeden” şeklinde ifade edilebilir. Fakat kelimenin İslam düşüncesindeki kullanımına biraz daha yakından baktığımızda, aslında yalnızca günlük dildeki “sahiplik” kavramından söz etmediğimizi görüyoruz. Burada mülkiyet, otorite, hükümranlık, varlık ve insanın dünyadaki konumu gibi birbirine bağlı pek çok mesele devreye giriyor.

Benim açımdan El-Mâlik'i ilginç kılan da tam olarak bu. Çünkü tek bir kelime, insanın “Benim olan nedir?”, “Gerçek anlamda kim hükmeder?” ve “Sahip olduğumuz şeyler üzerinde sorumluluğumuz var mı?” gibi oldukça güncel sorulara kadar uzanabiliyor.

El-Mâlik Kelimesinin Temel Anlamı

“El-Mâlik” Arapça m-l-k (م ل ك) kökünden gelir. Bu kökten türeyen kelimeler genel olarak mülkiyet, sahiplik, hükümranlık ve yönetme fikri çevresinde şekillenir. “Mâlik” (مالك), bağlama göre “sahip olan” veya “bir şey üzerinde tasarruf hakkı bulunan” anlamlarına gelebilir.

Burada önemli bir ayrıntı var: Arapçada mâlik ile melik aynı şey değildir.

“Mâlik”, daha çok sahiplik ve tasarruf fikrini öne çıkarırken “melik” (ملك), hükümdar, yönetici, kral anlamıyla ilişkilidir. Ancak iki kavramın anlam alanları birbirine tamamen uzak değildir. Çünkü tarih boyunca mülkiyet ile siyasi otorite arasında güçlü ilişkiler kurulmuştur.

Bu nedenle El-Mâlik'i yalnızca “sahip” diye çevirmek bazen kavramın genişliğini azaltabilir. İslami terminolojide ifade, Allah'ın bütün varlık üzerinde mutlak mülkiyet ve tasarruf sahibi olması düşüncesini taşır.

Kur'an'da özellikle “Mâliki yevmiddîn” ifadesi dikkat çeker. Fâtiha sûresinin dördüncü ayetinde geçen bu ifade yaygın biçimde “Din gününün sahibi” şeklinde çevrilir. Bazı kıraat ve tefsir geleneklerinde “Meliki yevmiddîn” okunuşu da bulunur ve “Din gününün hükümdarı” anlamı öne çıkar.

Bence burada oldukça güçlü bir anlam katmanı ortaya çıkıyor: sahiplik ile hükümranlık aynı cümlede buluşuyor.

Tarihsel Köken: Mülkiyet ve Hükümranlık İlişkisi

El-Mâlik kavramını anlamak için İslam öncesi ve erken İslam dönemindeki toplum yapısına da bakmak gerekir.

Eski toplumlarda mülkiyet sadece ekonomik bir mesele değildi. Toprak, hayvanlar, ticaret yolları, savaş ganimetleri ve hatta siyasi otorite birbirleriyle iç içeydi. Bir hükümdarın “ülkenin sahibi” olarak düşünülmesiyle “ülke üzerinde hükmeden kişi” olarak görülmesi arasında doğal bir bağlantı vardı.

Kur'an'ın ortaya çıktığı toplumda da ticaret, kabile yapısı, borç ilişkileri ve servet dağılımı önemli toplumsal meselelerdi. Böyle bir ortamda Allah'ın gerçek anlamda “Mâlik” olduğunun vurgulanması, yalnızca soyut bir teolojik ifade olarak kalmıyordu.

Bunun sosyal bir sonucu da vardı: İnsan kendisini sahip olduğu servetin mutlak efendisi olarak görmemeliydi.

Bu düşünce, zekât, sadaka, miras, yetimlerin korunması ve ekonomik adalet gibi konularla birlikte düşünüldüğünde daha anlaşılır hale geliyor. İslam'ın ekonomik yaklaşımında mülkiyet tamamen reddedilmiyor; fakat mülkiyetin ahlaki sorumluluk doğurduğu fikri güçlü biçimde ortaya çıkıyor.

“Mülk” Kavramıyla Bağlantısı

El-Mâlik'i anlamanın başka bir yolu da “mülk” kelimesine bakmak.

Türkçede “mülk” bugün çoğunlukla ev, arazi veya taşınmaz anlamında kullanılıyor. Fakat Arapça ve klasik İslami terminolojide kelimenin anlam alanı daha geniştir. Mülk; sahip olunan şey, hâkimiyet alanı veya egemenlik anlamlarına kadar uzanabilir.

Buradan çok ilginç bir düşünce çıkıyor:

İnsan bir şeyin sahibi olabilir, fakat mutlak sahibi değildir.

Bu ayrım İslam düşüncesinde insanın dünyadaki konumunu belirleyen önemli fikirlerden biridir. İnsan mal edinir, üretir, ticaret yapar, ev satın alır, şirket kurar. Ancak bunların hiçbirinin insanın varoluşsal anlamda mutlak mülkiyetinde olmadığı kabul edilir.

Bu yaklaşım, modern ekonomiyle karşılaştırıldığında da tartışmaya açık bir alan yaratıyor. Modern hukuk kişilere geniş mülkiyet hakları tanırken, İslami etik bu hakların kullanımını ahlaki sorumluluklarla birlikte ele alıyor.

El-Mâlik ve İnsan Psikolojisi

Burada konuyu biraz günlük hayata çekmek istiyorum.

İnsan sahip olduğu şeylerle kendisini tanımlamaya çok yatkın. Evim, arabam, param, işim, makamım, çevrem, başarılarım...

Bunların hepsi zamanla kimliğimizin parçalarına dönüşebiliyor.

El-Mâlik anlayışı ise bu sahiplik duygusuna farklı bir sınır getiriyor. “Sahip olduğun şeylerin geçici emanetçisi olabilirsin” düşüncesi, kişinin başarı ve servet karşısındaki tutumunu değiştirebilir.

Bence bunun psikolojik açıdan ilginç tarafı şu: Bu düşünce sadece yoksulluğa yönelik bir teselli değildir. Tam tersine, çok varlıklı bir insan için de ciddi bir sorumluluk çağrısıdır.

Çünkü “Ben kazandım, benimdir, istediğimi yaparım” anlayışının karşısına “Bana verilen imkânı nasıl kullanıyorum?” sorusu çıkar.

Bu iki soru arasındaki fark oldukça büyüktür.

Kadınların ve Erkeklerin Farklı Bakışları Üzerine

Bu konuyu toplumsal cinsiyet açısından konuşurken dikkatli olmak gerekiyor. Erkeklerin tamamının stratejik veya sonuç odaklı, kadınların tamamının ise empati ve topluluk odaklı olduğunu söylemek bilimsel açıdan doğru olmaz. İnsanların kişilikleri, eğitimleri, kültürleri, meslekleri ve yaşam deneyimleri arasında büyük farklılıklar bulunuyor.

Bununla birlikte, farklı insanların El-Mâlik kavramından farklı sorular çıkarması mümkün.

Örneğin daha sonuç ve strateji odaklı düşünen bir kişi, “Sahip olduğum kaynakları nasıl daha verimli kullanabilirim?” sorusunu öne çıkarabilir. Burada mülkiyet, yönetim ve kaynakların doğru kullanılması ön plana çıkar.

Daha ilişki ve topluluk odaklı yaklaşan başka bir kişi ise “Bu kaynakların başkalarının hayatına etkisi nedir?” diye sorabilir.
 
Üst